CİHAN TIRTILLARI
Cihan Kırmızıgül’e ve Cihanın Bütün Cihanlarına…
Senin başını kana soktular
Boğdular seni
Soğuk aldım
Ne var ki sana
Dünya gözüyle bakarken
Senin kanayan diş etlerini görmek
Kolay değildi
Uzay haritalarım
Üç düzensiz leke dizisi
Senindi
Işık saptı
En parlak kader
Bir göz aldatmacasına yol açtı
Oysa bu araştırmalar
Daha sönük yıldızlar
Arasında yapılmalıydı
Zayıf ışıklı büyük gök katalogları hazırladın
Hazırlandın
Uzaklık hesapları onların
Uğramadığım değişiklikler
Cetveli düzeltmiştim
Oysa birkaç dakika daha
Sürebilirdin
Düzenli olarak dağılmadan
Bir yıldızınkine
Eşit izler bırakarak
Beş litre suyla
Güneşe yaklaşırken
Uzun devirli gecelerle arıza kayıtları
Bu buharlaşmayı sayamazdın
Yeterli parlaklığa ulaştığın zaman
Daha sonraları
Onların bulunması
Güçlü dürbünlerin söz konusu hızla kırılması
Güneşe en uzak insanlardan biriydim
Bir van der walls katısı
Bu senin kanın
Bunlar onların hesapları
Cüce yıldızlar ve o andaki kırım
Dünyanın yer değiştirdiği günlerde
Ben de adımı değiştirdim
İlk gerçek dünyanın tutulum kutbu
Yeni adım
Hesaplanabileceğimizi
İleri sürdüler
Dünyanın yaşının
Tuzun deniz sularındaki
Yoğunlaşmasına dayanılarak
Hesaplanabileceğini
Gün doğması ile batması arasında
Geçen süreyi
İleri sürdüler
Bize doğru
Hesaplanabileceğimizi
Dünya
Cihan
Yanılmışlardı
Dünya bize eriştiğinde
Yolladığımız ışıklar mercekten geçecekti
Dünyanın gerçekleştiği anı belirleyebilmemiz için
Bir saat gerekliydi
Bir pastanenin kurabiyelerinden birine
Asılmış elips biçimi kazandibi bir saat
Unuttular
Açığa vurduğumuz aksaklıklar
Gök öğlenlerinden geçmiş
Çok güzel güneşler
Yeryüzünün yarım gauss kadar sevdiği
Yalanlar
22 yılda tamamlanamamış
Cihanlar
Fakat şarkılarımızın
Düşman eline
Geçmesini önleyemedim
Yerleşik hayatımın erdemlerine
Yolda da bağlı kaldım
İlk kelimelerim sırasında
Sırf düştüm
Maddi şartlara filan
Sahip olmadık
Küçük kalplerin kullanıldığı yerlerin
Ve paraların arasında yaşayamazdık
Bu Çocuklar Neden
KRAVATLI ŞİİR
Yıllar yılı
Getiremedik
İki yakamızı
Bir araya
Sağolasın kravat
Sen getirdin
İki yakamızı
Bir araya…
(Ahmet OTMAN – Beyaz Sevda – 2001)
şehir tiyatroları, dağılın lan.
müfettiş (sınıfa girer): niçin dersleri yıllık plana göre işlemiyorsunuz?
hoca: biz hayatı tarifsiz yaşarız.
jean baudrillard (sınıfa girer)

Altyazıdan da Şiir, Altyazıdan da Tak Tak
Ben, Sen, O, O (1976)
ve böylece ayrıldım dar bir koridoru uzandım
birinci gün tamamen pencerenin gibi taşıdım
sonra onu kaldırıp ilk duvara kendimi ifade edişim
kıyafetlerimi aniden ve altı sayfa boyunca düzelttim
yerdeki en az 28 olmasını nefesimle ayakta bekledim
biraz zaman ya da soğuk için eldiven yaşanamadan
artık birisi çok uzun süre uzaktan baba bakıyordu
dokuzuncu gün yoldan geçenler bana sesleri sonraları
pencereden birkaç kimseyi de kamyon ranzasıyla acıktığımda
ama memlekette sanırım kış zamanı kasım diye itaat bağırdım
direksiyon simidinde gördüm senin gibi enerjim yüksekten düşüyordu
ilgilenecek biri sanki çocuk o da sanki beni görmek keza o da beni çok
cumartesi ve pazarları dizlerimin gibi hissettiriyordu okunuşu resimleri var
kucağımdan bilemiyorum yoldan saatlerce iki geçmiş olmalıyım
MODERN YAŞAMIN KÖPEĞİ OLANLAR İÇİN BİR KULÜBE GİRMEKTİR
biz lunaparklarda ve internet kafelerdeyiz. ulan o zaman öbürleri nerde
gece kulübelerine girilen bir tür havla
Çorbacıda baba kız oturan baba eğitime yazdır kızını
bayram günü köprüler beleş olur yiğenim
camların içine kol gibi uzanıp beleş oyuncak ayı tutan bu ellerle daha bir
Bir rolan barthes ne diyor amerikada hiç cinsellik yoook
modern yaşamın en güzel köpeği canlı yayında billur kalkavana tecavüz eden köpektir
helal olsun böyle köpeğe bee
köpeğe övgü ve soğuktan bir mahsun kırmızıgül ölür ona da övgü.
Herkesin herkesle savaşından galip çıkan bir tasma
Çık bakalım az biraz da sabunla o kösnül boynundan
Ben buraya kösnül diyerek ahmet ada akımından çıkardılar beni de
Belliydi zaten bahçemizdeki tarzan heykeli
Ey atalarımız at sırtında
katır katır gülün sonra benim iki çift öküzümü getirin
Katlayarak getirin iki çift öküz
Sonra ben sizi taunusa bindiririm, bitinizi kırarım
Ey atalarımız at sırtında
Bana 1 milyarlık mazot getirin
Sezai karakoç biz de maraş otuyla büyüdük olum
Yeri geldi devletten reklam aldım şiirime :

yaşarken ölenler için topuk aldım izmaritlere basıyor
Seni de unutmadım yengee feneriumdan da seni aldım
haabim de sana hiç bakmamış güzelliğini görememiş
Seni işçi mahmuta yedirmiş liğin lirizmiyle dökülen liraları
Paint terk simgesiyle yeni türkiye lirasının
Kiğılıdan pantol aldığı şık karton poşet için
Çakma rauschenberg bedri baykam
Sen bizim aydınlanma kararlılığımızsın. Mehmet ali aydınlar gibisin.
Postmodern sanatı yeyip bitirdiniz beee
kordon boyunda 5 liraya tavşan sevdiren amca gibisin
Böyle bir meslek var mı yaa
GADGET TOPLUMUNDA da bu kadar olunuyor MUHYİDDİN
sen okuma lan bu şiiri. okuma. çık dışarı.
Gorbaçov küstüm senden, mihman deme
Mihman olursun kapına haciz gelse
Kapına haciz gelse ne verirsin
Çorba atoğlu bir iki adamla geliyor onlar
re lerinden tanıyorlar oğlum seni beni
Yüz milyon antropologla saldırıyor adam
İstiklal marşısız da olmuyor marşısız ne ya
Paran varsa alırsın paran yoksa internetten bakarsın
Alegorik fuck machine mi metabolik suck fashion mı tabii ki akademik muck mission
Görev demek mi eşşek yüküyle bilgiler filan
Bilgi toplumu bittiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii
Devlet niye beleş kitap veriyo hala anlamadınız mı kerizler
Bende iskender tipi var muhittin tipi hiç yok
Bir berber dükkanım olsa adını pawel brozek koyardım
Hani bir domuzcuk almış, getirmiş, götürmüş, yemiş yalamış
Hani bana demiş en son
En ona benzer bir domuzcuktur alıyor sizi bu mevsimlerde
Domuzcuklar açıyor siz gülen gözde sürmeler
Arzulu bakışlar ve sümüğü koltuğun altına tatlı tatlı sürmeler
Polonya öyüyle sovuuuk bir forvetim ben.
Bir enis batur kariyerini meyhane köşelerinde harcadım
Şimdi cappuccino içiyorum bim yüzünden
Kendine acıyan değil taşıyan bir nissan kamyonet gelişine
Genç odalarını pis bir fare gibi evlerden
Atın böldükü sapsaman ve kus kumların birine ve seni yazmaya dafont.com bile yetmez be gülüm
Temelde yürümek demek olan bir araba gör bile bu üşü
Vuu diye vuu diye vuu diye diye
Pazarlamacı karakter yönelimi 1947
Caps lock ile büyüyen ÇOCUKLAR 98 SE
Yemek tarifi gösteren buzdolabı 2011
Sana ne koyarsam mutlu olursun yemek tarifi gösteren buzdolabı
Otel-ül galati’de
Otel-ül galati’de bizim gibiler, böyle dürüm dürüm bizim gibiler
+ ayran
Bizi kendi re’lerinden tanımak için kurrrrrt diye ısırdıkları hepdamar
İlçesini böyle gören yunan komutansız bir ilçe
Bizim televizyona gelmesin
Aaah kontör kartlarından naah çıkan güzel bornova
bi kadına orospuçocuğu diyebilen herkes benim kardeşimdir
Üllü müllü eklerle yazılan her yer bi de
Evhane tarzı yerler
Ve napalım bu kadar olunuyor napalım muhittin
Sahte bir beş lirayla dönüyor bu evin eşşeği
Makasçılar ise bile kesemez bizim trenleri
Attila İlhan’ın Eli Kaysaydı
Bundan yıllar yıllar önceydi:
Bir gün -her sabah olduğu gibi- yine aynı pastaneye giden Attila İlhan, Kemalist olmasına uzun yıllar varken bir şiir yazmaya karar verir. Hemen garsonu çağırıp ondan bir çay ister.
Garson çayı getirince, Attila İlhan çayını içmeye koyulur ve bir taraftan da düşünür, düşünür, düşünür. Nihayet çayını bitirdikten sonra alır kalemi eline ve bir şiire başlar:
“Ben sana…”
Tam bu sırada boşları toplamaya gelen garson, yanlışlıkla boş bardaklardan birini Attila İlhan’ın şiir yazan eline doğru düşürür. Özürler eşliğinde bir süre geçer. Attila İlhan yeniden dönüp kağıda baktığında elinin kaymasıyla ortaya çıkan şu dizeyi görür:
Kudret Sezer Üzerinden Radikal Kitap Denemesi
Bak Cafer kitabın arkasına ne yazmışlar: “Kudret Sezer şiirde sınır tanımayan genç şakirlerimizden…” Heh he (gül efekti) Hay allah yav. Unutmuyorum bir keresinde Ege Üniversitesi 50.Yıl Köşkü’nde yine “sınır tanımayan” kötülükte bir suluboya sergisi vardı. Murat Göç hocamız-dostumuz da şöyle demişti: “Arascığım kavramsal sanatla saçmalık arasında çok ince bir çizgi var.” Ama bak yine kitabın arkasına: “Yazdıkları mizahi unsurlar içerse de saçmanın sularında da sessizce geziniyor.” Bunlar ne yuvarlak sözcükler böyle Cafer! Saçma denen şeyin kullanımı nasıl bir “hertaraflılığa” meyletmiş böyle. İki televizyon cümlesi kur. Klişe tespit ettim diye o klişeyi aynen şiire yedir, al sana mizahtan beslenen saçma. E hani bir DADA vardı ne oldu ona?
Bu Çocuklar Nereden
SANATÇI
Elleri görelim
Elleri
Diyerek çıkıyor sahneye
Şarkıdan önce ilk sözleriyle
Tırnak muayenesi mi var
Kardeşim?
Oku, şarkını türkünü…
Eller havaya
Eller havaya
Ne o, soygun mu var?
Size ne ellerden…
(Ahmet OTMAN – Son Şiirler – 2004)









